İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Ali Mete, Uluslararası İslam Düşmanlığı ile Mücadele Günü sebebiyle yaptığı açıklamada, Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve nefret söylemlerine karşı güçlü ve somut bir duruş sergilenmesi gerektiğini vurguladı. Mete, “Müslümanlar ayrımcılığa maruz kalırken, zan altında bırakılırken ve saldırıların hedefi olurken çeşitlilik üzerine yapılan içi boş sözler yetmez. 15 Mart, siyasi güvenilirliğin sınav verdiği bir gündür.” ifadelerini kullandı.
İSLAM DÜŞMANLIĞI KÜRESEL BİR İNSAN HAKLARI SORUNU
Açıklamasında İslam düşmanlığının dünya genelinde ciddi bir insan hakları problemi olduğunu belirten Mete, Avrupa’da bu durumun uzun süredir toplumsal yaşamın bir parçası hâline geldiğine dikkat çekti. Müslümanların yalnızca hakaret ve fiziksel saldırılara maruz kalmadığını ifade eden Mete, iş hayatı, barınma, eğitim ve kamusal alanda da sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
Mete, özellikle Avrupa’da ortaya çıkan tabloya işaret ederek, kendisini özgürlük, insan onuru ve hukukun üstünlüğünün merkezi olarak tanımlayan kıtada Müslümanların yaşadığı ayrımcılığın endişe verici boyutlara ulaştığını belirtti. 13 Avrupa Birliği ülkesinde yapılan bir ankete katılan Müslümanların neredeyse yarısının ayrımcılığa uğradığını bildirdiğini hatırlatan Mete, Almanya’da bu oranın daha da yüksek olduğuna dikkat çekti.
Bu durumun marjinal bir olgu olmadığını vurgulayan Mete, “Bu, siyasi bir uyarı sinyalidir.” değerlendirmesinde bulundu.
SİYASİ SÖYLEMLER AYRIMCILIĞI KÖRÜKLÜYOR
Birçok ülkede siyasilerin Müslüman nüfusu tehdit veya güvenlik riski olarak göstermesinin toplumsal kutuplaşmayı artırdığını ifade eden Mete, Müslümanları genel bir güvenlik sorunu olarak nitelendiren yaklaşımların hukukun üstünlüğü ilkelerine ve adalet anlayışına zarar verdiğini söyledi.
Mete, insanların inançları, isimleri, kökenleri veya görünür dindarlıkları nedeniyle değersizleştirilmesinin yalnızca bir azınlığı değil, demokratik toplumların ahlaki temelini de zedelediğini belirtti. İslami bakış açısına göre insan onurunun çoğunluk, köken veya mezhep meselesi olmadığını vurgulayan Mete, bunun devredilemez bir hak olduğunun altını çizdi.
BM KARARLARI ÖNEMLİ AMA YETERLİ DEĞİL
Birleşmiş Milletler’in 15 Mart 2022’yi Uluslararası İslam Düşmanlığı ile Mücadele Günü ilan etmesini, 2024 yılında ek önlemler talep etmesini ve 2025’te özel temsilci atamasını olumlu gelişmeler olarak değerlendiren Mete, alınan kararların tek başına yeterli olmadığını ifade etti.
Hükûmetlere çağrıda bulunan Mete, nefret suçlarının kararlılıkla takip edilmesi, ayrımcılığın etkin şekilde cezalandırılması, inanç özgürlüğünün görünür biçimde korunması ve dijital ortamda nefret söylemine karşı net sınırlar konulması gerektiğini belirtti. Medya ve siyasetin de çarpık imgeler üzerinden dışlanmayı beslememek konusunda özel sorumluluk taşıdığını söyledi.
Mete, insan onuru konusunda ayrım yapmayanların yalnızca Müslümanların değil, toplumun tamamının özgürlüğünü savunmuş olacağını dile getirdi.
CHRISTCHURCH SALDIRISI HAFIZALARDAKİ YERİNİ KORUYOR
Uluslararası İslam Düşmanlığı ile Mücadele Günü’nün, 15 Mart 2019’da Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki camiye düzenlenen sağcı terör saldırısının yıl dönümünde anıldığını hatırlatan Mete, saldırının nefretin nelere yol açabileceğini gösteren acı bir örnek olduğunu ifade etti.
Cuma namazı sırasında gerçekleştirilen saldırıda 51 kişinin hayatını kaybettiğini, 40 kişinin ise yaralandığını belirten Mete, Christchurch’ün sınır tanımayan nefretin, Müslüman karşıtı kışkırtmanın ve insan düşmanlığının siyasi olarak hafife alınmasının sonuçlarını simgelediğini vurguladı.







